0505 301 0814Büyükesat, Çankaya / AnkaraCeza Hukuku · İnfaz Hukuku · Boşanma & İcra Hukuku

Aile Hukuku

Velayet Davasında Çocuğun Görüşünün Alınması

Çocuğun yaşı ve olgunluğu, uzman eşliğinde dinlenmesi, yönlendirme riski ve beyanın üstün yarar değerlendirmesindeki yeri açıklanmaktadır.

Velayet Davalarında Çocuğun Beyanının Alınması: Hukuki Çerçeve ve Uygulamadaki Yansımaları

Velayet, ebeveynlerin çocuklarının şahıslarına ve mallarına ilişkin hak ve sorumluluklarını ifade eden bir kavram olup, Türk hukuk sisteminde çocuğun üstün yararı ilkesi etrafında şekillenmektedir. Boşanma veya ayrılık durumlarında velayetin kime verileceği, taraflar arasındaki en hassas ve çoğu zaman en çekişmeli konulardan biridir. Bu davalarda mahkemenin nihai kararı, çocuğun geleceğini doğrudan etkileyecek nitelikte olduğundan, yargılama sürecinde toplanan delillerin ve yapılan değerlendirmelerin titizlikle yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. Çocuğun kendi hakkında verilecek kararda söz sahibi olması, sadece bir yasal zorunluluk değil, aynı zamanda çağdaş hukuk anlayışının ve çocuk hakları felsefesinin de temel bir gerekliliğidir.

Türk hukukunda velayet davalarında çocuğun beyanının alınması, uluslararası sözleşmeler ve ulusal mevzuat tarafından güvence altına alınmış, yargı pratiğinde de giderek daha fazla önem kazanan bir süreçtir. Özellikle son yıllarda, çocuğun yaşına ve olgunluğuna uygun bir şekilde dinlenilmesi ve görüşlerinin dikkate alınması, yargı kararlarının meşruiyeti ve etkinliği açısından vazgeçilmez bir unsur haline gelmiştir. Bu durum, hâkimlerin sadece anne ve babanın iddia ve delilleriyle sınırlı kalmayıp, çocuğun sübjektif menfaatini de ön planda tutmasını gerektirmektedir.

Bu makalede ele alınan konular:

1. Velayet Kavramı ve Çocuğun Üstün Yararı İlkesi. Velayet, ebeveynlerin çocukları üzerindeki yasal hak ve sorumluluklarını ifade ederken, tüm velayet kararlarında çocuğun fiziksel, ruhsal ve ahlaki gelişimini güvence altına alan çocuğun üstün yararı ilkesi esastır.

2. Çocuğun Beyanının Hukuki Dayanakları. Türk Medeni Kanunu, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi, velayet davalarında çocuğun dinlenilmesini ve görüşlerinin dikkate alınmasını emreden temel yasal dayanaklardır.

3. Çocuğun Dinlenilme Şekli ve Uzman Raporlarının Rolü. Çocuğun yaşına ve olgunluğuna uygun bir biçimde, pedagoji veya psikoloji alanında uzman kişiler aracılığıyla dinlenilmesi, beyanlarının güvenilirliğini artırır ve travmatize olmasının önüne geçer.

4. Çocuğun Beyanının Hukuki Değeri ve Hakimin Takdir Yetkisi. Çocuğun beyanları, mahkemece toplanan diğer delillerle birlikte değerlendirilerek, hâkimin vicdani kanaatine ulaşmasında önemli bir rol oynar ancak tek başına bağlayıcı bir delil niteliği taşımaz.

5. Yargıtay'ın Velayet Davalarında Çocuğun Dinlenilmesi Konusundaki İçtihadı. Yargıtay, istikrarlı içtihatlarında, yeterli idrak gücüne sahip her çocuğun velayet davasında dinlenilmesinin zorunlu olduğunu vurgulamakta ve bu hususun kamu düzeniyle ilişkili olduğunu belirtmektedir.

6. Uygulamadaki Sorunlar ve Çözüm Önerileri. Uzman yetersizliği, çocuğun beyanının suistimal edilme riski ve yargılamanın uzaması gibi sorunlar, çocuk odaklı yargılama yaklaşımlarının geliştirilmesi ve uzmanlaşmış mahkemelerin kurulmasıyla aşılabilir.

7. Çocuğun Velayet Kararına Katılımının Geleceği. Günümüz hukuk sistemlerinde çocuğun aktif katılımı, sadece bir hak değil, aynı zamanda sağlıklı bir gelişim ve adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görülmektedir.

1. Velayet Davalarında Çocuğun Dinlenilmesinin Hukuki Dayanağı

Velayet davalarında çocuğun beyanının alınması, modern hukuk sistemlerinin temel prensiplerinden biri olup, Türk hukukunda da güçlü hukuki dayanaklara sahiptir. Bu dayanaklar hem uluslararası sözleşmelerden hem de ulusal mevzuattan kaynaklanmaktadır.

1.1. Uluslararası Hukuki Dayanaklar

Uluslararası alanda, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (ÇHS), çocuğun velayet davalarındaki rolünü belirleyen en önemli belgedir. Türkiye'nin 1995 yılında onayladığı bu sözleşmenin Madde 12'si, "Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendisini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşına ve olgunluğuna uygun olarak gereken önemin verilmesi ilkesi uyarınca tanır." hükmünü içermektedir. Bu madde, velayet davalarında çocuğun doğrudan veya bir temsilci aracılığıyla dinlenilmesini ve beyanlarının dikkate alınmasını emretmektedir.

Bunun yanı sıra, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS)'nin Madde 8'inde güvence altına alınan özel ve aile hayatına saygı hakkı, velayet ilişkilerinde de kendini göstermekte ve çocuğun aile hayatına ilişkin konularda söz hakkının tanınmasını gerektirmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de kararlarında, velayet davalarında çocuğun dinlenilmesinin adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

1.2. Ulusal Hukuki Dayanaklar

Türk hukukunda velayet davalarında çocuğun dinlenilmesinin temel dayanağı Türk Medeni Kanunu (TMK)'dur. TMK Madde 339 ve devamı maddeleri, velayetin kapsamını ve kullanılmasını düzenlerken, özellikle TMK Madde 346 "Ortak hayata son verilmesi halinde eşlerden her biri çocuğun kendisi ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir." hükmü ile dolaylı olarak çocuğun menfaatini gözetmeyi amaçlar. Ancak asıl önemli olan, TMK Madde 335 ve devamı maddelerinde belirtilen velayetin düzenlenmesindeki çocuğun üstün yararı ilkesidir.

HMK (Hukuk Muhakemeleri Kanunu), yargılama usulünü düzenlerken, HMK Madde 29'da belirtilen dürüstlük kuralı ve HMK Madde 30'daki yargılamayı sevk ve idare ilkeleri kapsamında hakimin, uyuşmazlığı en iyi şekilde aydınlatma sorumluluğu bulunmaktadır. Bu sorumluluk, velayet gibi hassas konularda çocuğun görüşünün alınmasını da kapsar.

Çocuk Koruma Kanunu (ÇKK) ise, çocukların korunmasına yönelik genel ilkeleri belirler ve velayet davalarında alınacak tedbirler açısından yol göstericidir. Bu kanun, çocuğun yüksek yararını esas alarak, yargısal süreçlerde çocuğun katılımını ve korunmasını teşvik etmektedir.

2. Çocuğun Beyanının Alınma Şekli ve Yöntemleri

Çocuğun beyanının alınması, çocuğun yaş ve olgunluk düzeyi göz önünde bulundurularak, onu travmatize etmeyecek ve görüşlerini özgürce ifade etmesine olanak tanıyacak bir yöntemle gerçekleştirilmelidir.

2.1. Yaş ve Olgunluk Kriteri

Türk hukukunda çocuğun beyanının alınması için belirli bir yaş sınırı bulunmamaktadır. Ancak Yargıtay içtihatlarında, dinlenilecek çocuğun "yeterli idrak gücüne sahip olması" aranmaktadır. Bu, her somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilecek sübjektif bir kriterdir. Genellikle 8 yaş ve üzeri çocukların idrak gücüne sahip olduğu kabul edilmekle birlikte, bu kesin bir kural değildir; daha küçük yaştaki çocuklar da uzmanlar aracılığıyla dinlenebilir.

2.2. Uzmanlar Aracılığıyla Dinleme

Uygulamada, velayet davalarında çocuğun beyanı genellikle mahkeme tarafından görevlendirilen pedagog, psikolog veya sosyal çalışmacı gibi uzmanlar aracılığıyla alınmaktadır. Uzmanlar, çocukla uygun bir ortamda, oyun terapisi veya görüşme teknikleri kullanarak iletişim kurar ve çocuğun duygusal durumunu, ebeveynleriyle ilişkisini, velayete ilişkin tercihlerini ve beklentilerini belirlemeye çalışır. Bu görüşmelerin sonuçları bir uzman raporu (pedagog raporu, psikolog raporu) şeklinde mahkemeye sunulur. Bu yöntem, çocuğun mahkeme ortamının stresinden korunmasını ve daha doğal bir ortamda kendini ifade etmesini sağlar. Uzman raporları, hakimin karar verme sürecinde önemli bir delil niteliği taşır.

2.3. Mahkeme Huzurunda Dinleme

Çocuğun doğrudan mahkeme huzurunda dinlenilmesi, uzmanlar aracılığıyla görüş alınmasının yeterli olmadığı veya davanın özelliklerinin bunu gerektirdiği istisnai durumlarda başvurulan bir yöntemdir. Ancak bu durumda bile, çocuğun menfaati gözetilerek ebeveynlerin hazır bulunmadığı bir ortamda, hâkim veya belirlenen bir uzman eşliğinde dinleme yapılabilir. Bu dinlemenin amacı, çocuğun yaşadığı durumu doğrudan hâkime aktarmasını sağlamaktır.

3. Çocuğun Beyanının Hukuki Değeri ve Bağlayıcılığı

Çocuğun velayet davasında verdiği beyanlar, mahkeme açısından önemli bir delil niteliği taşımakla birlikte, tek başına bağlayıcı bir özellik taşımaz.

3.1. Delil Niteliği ve Hakimin Takdir Yetkisi

Çocuğun beyanları, hâkimin vicdani kanaatini oluşturmasında yardımcı olan, ancak diğer tüm delillerle birlikte değerlendirilmesi gereken bir unsurdur. Hâkim, çocuğun yaşına, olgunluk düzeyine, beyanlarının tutarlılığına, tarafların çocuk üzerindeki etkisine ve uzmanın değerlendirmelerine bakarak bu beyanlara ne ölçüde itibar edeceğine karar verir. TMK Madde 4'te yer alan hakimin takdir yetkisi, bu noktada devreye girer. Hâkim, çocuğun beyanını, uzman raporlarıyla, tanık ifadeleriyle, ebeveynlerin yaşam koşullarıyla ve diğer tüm mevcut delillerle bir bütün olarak ele alarak en doğru velayet kararına ulaşmaya çalışır. Çocuğun üstün yararı ilkesi, bu değerlendirmenin temelini oluşturur. Örneğin, çocuk bir ebeveynle kalmak istediğini belirtse dahi, eğer bu ebeveynin yaşam koşulları veya davranışları çocuğun menfaatine aykırı ise, hâkim çocuğun beyanına rağmen farklı bir karar verebilir.

3.2. Yargıtay Kararları Işığında Beyanların Değerlendirilmesi

Yargıtay, velayet davalarında çocuğun dinlenilmesinin kamu düzeniyle ilgili olduğunu ve bu hususun re'sen gözetilmesi gerektiğini pek çok kararında vurgulamıştır. Örneğin, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2-1845 E., 2019/137 K. sayılı kararında, "yeterli idrak gücüne sahip çocuğun, kendisini ilgilendiren velayet düzenlemesi hakkında görüşünün alınmasının zorunlu olduğu" belirtilmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de, "idrak çağındaki çocuğun dinlenmeden velayetine ilişkin karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu" yönünde istikrarlı kararlar vermektedir (Örnek: Yargıtay 2. HD., 2016/16388 E., 2018/1483 K.). Bu kararlar, mahkemelerin çocukları dinleme yükümlülüğünü pekiştirmekte, ancak çocuğun beyanının mutlak surette bağlayıcı olmadığı, diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği hususuna da dikkat çekmektedir.

4. Uygulamadaki Sorunlar ve Çözüm Önerileri

Velayet davalarında çocuğun beyanının alınması süreci, teoride ne kadar önemli olsa da, uygulamada çeşitli zorluklarla karşılaşılabilmektedir.

4.1. Uzman Yetersizliği ve Eğitim Eksikliği

Türkiye genelinde, çocukla görüşme yapacak, çocuk psikolojisi ve pedagojisi konusunda uzmanlaşmış yeterli sayıda bilirkişi bulunmamaktadır. Mevcut uzmanların da velayet davalarındaki özel durumlara yönelik eğitim eksiklikleri yaşanabilmektedir. Bu durum, nitelikli uzman raporlarının hazırlanmasında ve çocuğun doğru bir şekilde dinlenilmesinde aksaklıklara yol açabilmektedir.

Çözüm Önerisi: Adalet Bakanlığı ve Barolar Birliği iş birliğiyle, velayet davalarında görev alacak uzmanların sayısı artırılmalı ve bu uzmanlara çocuk odaklı yargılama teknikleri ve çocukla iletişim becerileri konusunda düzenli eğitimler verilmelidir.

4.2. Çocuğun Travmatize Olma Riski ve Tarafların Etkisi

Velayet davası süreci, çocuklar için başlı başına bir stres kaynağıdır. Yanlış yöntemlerle yapılan dinlemeler veya ebeveynlerin çocuk üzerindeki baskıları, çocuğun daha fazla travmatize olmasına yol açabilir. Çocuğun, ebeveynlerinden birini tercih etmeye zorlanması veya taraf tutmaya itilmesi, onun ruhsal sağlığını olumsuz etkileyebilir.

Çözüm Önerisi: Dinleme sürecinin çocuk dostu ortamlarda, tarafsız uzmanlar eşliğinde ve çocuğun yaşına uygun yöntemlerle yapılması büyük önem taşır. Ebeveynlere yönelik, velayet davası sürecinde çocuğa nasıl yaklaşmaları gerektiği konusunda bilgilendirme ve rehberlik hizmetleri sunulmalıdır. Çocuk teslim merkezleri gibi çocuk dostu uygulamalar yaygınlaştırılmalıdır.

4.3. Kararların Gecikmesi

Uzman raporlarının hazırlanması, duruşma takvimi ve diğer usulü işlemler nedeniyle velayet davaları genellikle uzun sürmekte, bu da çocuğun belirsizlik ortamında kalmasına ve gelişiminin olumsuz etkilenmesine neden olmaktadır.

Çözüm Önerisi: Velayet davalarında ivedilik ilkesine daha fazla önem verilmeli, uzman raporları için standart süreler belirlenmeli ve yargılama süreçleri hızlandırılmalıdır. Aile Mahkemelerinin uzmanlaşmış kadroları güçlendirilmelidir.

5. Pratik Örnekler

Örnek 1: 10 yaşındaki Ayşe'nin velayet davasında, anne ve baba arasında şiddetli geçimsizlik bulunmaktadır. Mahkeme, Ayşe'nin dinlenmesi için pedagog görevlendirir. Pedagog, Ayşe ile yaptığı görüşmelerde, annenin babayı kötülediğini, Ayşe'nin de bu nedenle babasına karşı olumsuz duygular beslediğini tespit eder. Ancak pedagog, Ayşe'nin babasıyla olan geçmiş olumlu anılarını da ortaya çıkarır ve annenin yönlendirmesinin Ayşe'nin beyanlarını etkilediği sonucuna varır. Mahkeme, bu raporu ve diğer delilleri (tanık ifadeleri, okul kayıtları) birlikte değerlendirerek, Ayşe'nin beyanının annenin etkisi altında olduğunu göz önünde bulundurarak, çocuğun yüksek yararına en uygun kararı vermiştir. Bu durumda, çocuğun açık tercihi olsa dahi, yönlendirme riski nedeniyle hâkim başka delillerle velayet kararını şekillendirmiştir.

Örnek 2: 14 yaşındaki Mehmet'in velayet davasında, Mehmet açıkça babasıyla yaşamak istediğini beyan eder. Uzman raporunda Mehmet'in yeterli idrak gücüne sahip olduğu, babasıyla güçlü bir bağ kurduğu ve bu kararı verirken herhangi bir dış etkide kalmadığı belirtilir. Mahkeme, Mehmet'in yaş ve olgunluk düzeyi ile uzmanın olumlu raporunu dikkate alarak, babanın velayetini babaya bırakma yönünde karar vermiştir. Bu örnek, çocuğun beyanının somut delillerle desteklendiğinde ne kadar etkili olabileceğini göstermektedir.

6. Sonuç

Velayet davalarında çocuğun beyanının alınması, Türk hukuk sisteminde çocuğun üstün yararı ilkesinin hayata geçirilmesinde ve çağdaş çocuk hakları anlayışının benimsenmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme başta olmak üzere uluslararası düzenlemeler ve Türk Medeni Kanunu ile Yargıtay içtihatları, yeterli idrak gücüne sahip her çocuğun velayetle ilgili kararlarda görüşünün alınmasını bir zorunluluk haline getirmiştir. Çocuğun beyanları, uzmanlar aracılığıyla çocuk dostu ortamlarda alınmalı, travmatize edilmemesine özen gösterilmeli ve diğer delillerle birlikte hâkimin vicdani kanaati doğrultusunda değerlendirilmelidir.

Uygulamada karşılaşılan uzman yetersizliği, çocuğun travmatize olma riski ve yargılamanın uzaması gibi sorunların çözümü için, çocuk odaklı yargılama yaklaşımlarının güçlendirilmesi, uzman kadrolarının artırılması ve yargı mensuplarının sürekli eğitimi büyük önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki, velayet davaları sadece ebeveynlerin değil, her şeyden önce çocuğun geleceğini şekillendiren hayati süreçlerdir. Bu süreçlerde çocuğun sesine kulak vermek, ona adalet duygusunu hissettirmek ve en sağlıklı geleceği inşa etmesine olanak tanımak, hukukun ve toplumun ortak sorumluluğudur.

Velayet değerlendirmesinin tamamı

Çocuğun görüşünün sosyal inceleme, bakım sürekliliği ve diğer üstün yarar ölçütleriyle birlikte değerlendirilmesi için Boşanma, Nafaka ve Velayet Ana Rehberi incelenebilir.

WhatsApp