Aile İçi Şiddet ve Kadına Yönelik Suçlar
Çocuk Yaşta Evlilikler ve Cinsel İstismar Suçu: Hukuki Boyutları ve Mücadele Yolları
Bu makale, Türkiye'de çocuk yaşta evliliklerin cinsel istismar suçu kapsamında nasıl değerlendirildiğini, ilgili yasal düzenlemeleri ve bu tür eylemlerin hukuki sonuçlarını derinlemesine incelemektedir. Okuyucu, Türk Ceza Kanunu ve Medeni Kanun'daki ilgili maddeler ışığında, çocuk evliliğinin nitelikli cinsel istismar suçu teşkil ettiği durumları, failler için öngörülen cezaları ve mağdur çocukların haklarını öğrenecektir. Ayrıca, bu trajik durumlarla mücadelede adli makamların ve sivil toplum kuruluşlarının rolü ile yargılama süreçlerindeki zorluklar ve çözüm önerileri de ele alınmaktadır. Makale, hem hukuk profesyonellerine hem de toplumsal farkındalık arayışında olan bireylere hukuki bir perspektif sunarak, çocuk yaşta evliliklerin önlenmesi ve cinsel istismarın durdurulması için atılması gereken adımları aydınlatmaktadır.
Çocuk Yaşta Evlilikler ve Cinsel İstismar Suçu: Hukuki Boyutları ve Mücadele Yolları
Çocuk yaşta evlilikler, Türkiye'nin sosyal ve hukuki gündemini uzun süredir meşgul eden, derinlemesine çok boyutlu bir problematik alanı temsil etmektedir. Hukukun üstünlüğü ve çocuk haklarının korunması prensipleri çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bu olgu, sadece bir aile hukuku meselesi olmaktan öte, özellikle Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında cinsel istismar suçunun temelini oluşturabilen ciddi bir insan hakları ihlalidir. Ne yazık ki, kültürel, ekonomik ve sosyal faktörlerin etkisiyle bazı bölgelerde hala yaygınlığını koruyan çocuk yaşta evlilikler, çocukların fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişimlerini telafisi mümkün olmayan şekillerde olumsuz etkilemekte, onların eğitim ve gelecek hayallerini çalmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda da güvence altına alınan çocuk hakları, bu tür uygulamalar karşısında devletin pozitif yükümlülüklerini ortaya koymaktadır.
Bu durum, adli makamların ve yargının, çocuk yaşta evlilikler kisvesi altında işlenen suçlara karşı gösterdiği hassasiyeti artırmış, özellikle Yargıtay içtihatlarıyla bu konuya ilişkin hukuki yaklaşımlar netlik kazanmıştır. Geleneksel kabullerin ya da yerel uygulamaların, ceza hukuku anlamında bir hukuka uygunluk nedeni teşkil etmeyeceği, aksine çocukların korunmasına yönelik yasal düzenlemelerin mutlak uygulanabilirliğe sahip olduğu vurgulanmaktadır. Dolayısıyla, çocuk yaşta evlilikler, yalnızca bir medeni hukuk sorunu olarak değil, aynı zamanda çocukların cinsel bütünlüğüne yönelik ağır bir saldırı olarak kabul edilmekte ve bu çerçevede cezai yaptırımlara tabi tutulmaktadır.
Bu makalede ele alınan konular:
1. Çocuk Yaşta Evliliklerin Hukuki Çerçevesi. Türk Medeni Kanunu'na göre yasal evlilik yaşı ve istisnaları belirlenmiş olup, bu yaşın altındaki evlilikler hukuken geçersiz veya yok hükmünde sayılabilmektedir.
2. Cinsel İstismar Suçunun Tanımı ve Unsurları. Türk Ceza Kanunu Madde 103 kapsamında düzenlenen cinsel istismar suçu, çocuğun cinsel dokunulmazlığına karşı işlenen ve rızasının hukuken geçerli olmadığı fiilleri kapsamaktadır.
3. Çocuk Yaşta Evliliğin Cinsel İstismar Suçuyla İlişkisi. Çocuk yaşta "evlilik" adı altında gerçekleştirilen cinsel eylemler, çocuğun yaşının küçüklüğü nedeniyle hukuki rızasının bulunmaması sebebiyle cinsel istismar suçu teşkil etmektedir.
4. Yargıtay'ın Çocuk Yaşta Evlilik ve Cinsel İstismar İlişkisine Yaklaşımı. Yargıtay, çocuk yaşta evliliklerin örf, adet veya dini nikah adı altında yapılmış olsa dahi, cinsel istismar suçuna hukuki bir kılıf olamayacağını ve suçun oluştuğunu ısrarla vurgulamaktadır.
5. Mücadele Yolları ve Koruyucu Hukuki Tedbirler. Çocuk yaşta evliliklerin ve cinsel istismarın önlenmesi için adli soruşturmalar, cezai yaptırımlar, aile mahkemelerinde açılan davalar ve 6284 sayılı Kanun gibi koruyucu hukuk mekanizmalarının etkin kullanımı büyük önem taşımaktadır.
6. Uluslararası Hukuk Perspektifi. Türkiye'nin taraf olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi gibi uluslararası metinler, çocuk yaşta evliliklerle mücadele ve çocukların cinsel dokunulmazlığının korunmasında yol gösterici niteliktedir.
Çocuk Yaşta Evlilik Kavramı ve Hukuki Tanımı
Türk Medeni Hukuku'nda evlenme yaşı, çocuğun fiil ehliyeti ve olgunluğu gözetilerek belirlenmiştir. Türk Medeni Kanunu (TMK) Madde 11 uyarınca, erginlik on sekiz yaşın doldurulmasıyla başlar. Bu, evlenme için de genel kuraldır. Ancak, TMK Madde 12 evlenme için bazı istisnalar getirmiştir: "Erkek veya kadın onyedi yaşını doldurmadıkça evlenemez. Ancak hâkim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir." Bu hüküm, istisnai hallerde evlenme yaşını on yedi olarak belirlerken, on altı yaş için mahkeme iznini zorunlu kılmaktadır. TMK Madde 13 ise "olağanüstü evlenme" adı altında, hâkimin haklı bir sebep görmesi halinde, onaltı yaşını bitirmiş küçüğün evlenmesine izin verebileceğini belirtir. Bu istisnai düzenlemeler dahi, çocuğun menfaatlerinin üstün tutulmasını ve cinsel, fiziksel ve ruhsal olgunluğa erişmesini temel alır.
Kanunen belirlenen bu yaş sınırlarının altında veya mahkeme izni olmaksızın yapılan evlilikler, hukukumuzda farklı sonuçlar doğurur. Eğer evlenme yaşının altında ve mahkeme izni olmaksızın bir evlilik gerçekleşmişse, bu evlilik mutlak butlan ile sakat olabilir (TMK Madde 145). Mutlak butlan hallerinde, evlilik kendiliğinden hükümsüzdür ve herhangi bir taraf, Cumhuriyet Savcısı veya ilgili kişiler tarafından dava yoluyla evliliğin geçersizliği ileri sürülebilir. TMK Madde 148 uyarınca ayırt etme gücünden sürekli yoksunluk gibi durumlarda da evlilik mutlak butlan ile sakattır. Öte yandan, nispi butlan halleri de mevcuttur. Örneğin, yasal temsilcinin izni olmaksızın yapılan evlilikler, izin alınmadan evlenen küçüğün reşit olması ile veya mahkemece iptal edilebilir (TMK Madde 150).
Unutulmamalıdır ki, resmi nikahın olmadığı, sadece dini törenle yapılan evlilikler Türk hukukunda geçerli bir evlilik ilişkisi yaratmaz. Bu tür birliktelikler "fiili evlilik" veya "dini nikah" olarak adlandırılsa dahi, yasal bir evlilik hükmü doğurmaz ve bu durum özellikle ceza hukuku bağlamında büyük önem taşır. Zira resmi nikahın yokluğu, sonradan oluşabilecek cezai sorumluluklar açısından bir hukuka uygunluk nedeni veya cezasızlık hali teşkil etmez.
Cinsel İstismar Suçu ve Çocuk Yaşta Evlilik İlişkisi
Çocuğun cinsel istismarı suçu, Türk Ceza Kanunu (TCK) Madde 103'te ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu madde, çocukların cinsel dokunulmazlığını güvence altına alırken, yaş gruplarına göre farklı eylemleri ve cezaları tanımlar. TCK Madde 103/1-a hükmü, "Çocuğu cinsel amaçlı olarak istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." der. Bu hükmün uygulanabilmesi için mağdurun on beş yaşını tamamlamamış olması ve fiilin cebir, tehdit, hile olmaksızın işlenmesi yeterlidir. Burada rıza kavramı hukuken geçersizdir; on beş yaşını tamamlamamış bir çocuğun cinsel eyleme verdiği rıza, ceza hukuku açısından bir anlam ifade etmez.
Eğer fiil, on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını tamamlamamış bir çocuğa karşı cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedenle işlenirse, yine TCK Madde 103/1-b kapsamında cinsel istismar suçu oluşur. Bu durumda, çocuğun iradesini sakatlayan bu tür etkenler olmadan, on beş yaşını tamamlamış çocukla cinsel ilişkiye girme hali ise TCK Madde 104 "Reşit olmayanla cinsel ilişki" suçu kapsamında değerlendirilir ve şikâyete bağlıdır. Ancak, çocuk yaşta "evlilik" kisvesi altında gerçekleşen eylemler genellikle Madde 103 kapsamına girer, zira bu "evliliklerin" ardında genellikle çocuğun tam ve özgür iradesiyle alınmış bir karar değil, aile baskısı, sosyo-kültürel normlar veya ekonomik zorluklar gibi iradeyi etkileyen ciddi nedenler bulunur.
Cinsel istismar suçunun nitelikli halleri de mevcuttur. TCK Madde 103/2, 3, 4 ve 5'te belirtilen bu haller, cezanın ağırlaştırılmasına neden olur. Örneğin, istismarın vücut veya organlara acı veren veya sağlıklarının bozulmasına neden olan bir seviyeye ulaşması, mağdurun ruh veya beden sağlığının bozulmasına neden olması, istismarın birden fazla kişi tarafından veya cebir ve tehditle işlenmesi, failin üstsoy veya altsoy, eş, kardeş, evlat edinen, vasi, öğretmen, sağlık hizmeti veren kişi olması gibi durumlar nitelikli hal olarak kabul edilir ve ağırlaştırılmış hapis cezaları öngörür.
Çocuk yaşta evlilikler, hukukumuzda suç teşkil eden fiillerin adeta bir kılıfı olarak karşımıza çıkabilmektedir. Özellikle kırsal bölgelerde veya eğitim seviyesinin düşük olduğu topluluklarda, yasal yaşın altındaki çocukların "evlendirilmesi" adı altında cinsel ilişkiye zorlanması, bu durumun vahametini artırmaktadır. Bu tür durumlarda, çocuğun ailesi tarafından verilen "rızanın" veya yapılan "dini nikahın", TCK kapsamında cinsel istismar suçunu hukuka uygun hale getirmeyeceği açıktır. Zira, çocukların cinsel dokunulmazlığı mutlak bir hak olup, hiçbir örf, adet, gelenek veya dini inanış, bu hakkı ihlal etme yetkisi tanımaz. Mağdurun yaşının küçüklüğü nedeniyle hukuken rıza ehliyetine sahip olmaması, fiilin bir cinsel istismar suçu olarak kabul edilmesinin temelini oluşturur.
Yargıtay Kararları Işığında Konunun Değerlendirilmesi
Türk yargı sistemi, çocuk yaşta evliliklerin cinsel istismar suçu kapsamında değerlendirilmesi konusunda tutarlı ve net bir çizgi izlemektedir. Yargıtay, özellikle Ceza Genel Kurulu kararlarıyla, bu tür fiillerin hukuki niteliğini ve sonuçlarını belirginleştirmiştir. Yargıtay'ın istikrarlı içtihadına göre, Türk Medeni Kanunu'nda belirtilen evlenme yaşına ulaşmamış bir çocukla, ebeveyn rızası olsa dahi, cinsel ilişkiye girilmesi TCK Madde 103 kapsamında çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturur.
Yargıtay, bu tür olaylarda "evlilik" adı altında yapılan dini nikahların veya fiili birlikteliklerin ceza hukuku açısından herhangi bir geçerliliği olmadığını ve sanık lehine bir hukuka uygunluk nedeni teşkil etmediğini ısrarla vurgulamıştır. Örneğin, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/472 E., 2019/33 K. sayılı kararında, 15 yaşından küçük mağdureyle rızaya dayalı olduğu iddia edilen cinsel ilişkinin, mağdurenin yaşının küçüklüğü nedeniyle hukuken geçerli bir rızadan bahsedilemeyeceği ve bu durumun cinsel istismar suçunu oluşturduğu belirtilmiştir. Bu karar, sanığın evlenme kastıyla hareket etmiş olmasının dahi fiilin suç teşkil etmesini engellemediğini açıkça ortaya koymuştur.
Bir diğer önemli nokta, Yargıtay'ın, çocuk yaşta evlilik kisvesi altında işlenen cinsel istismar suçlarında sanık lehine haksız tahrik indirimi veya iyi hal indirimi gibi indirimlerin uygulanmamasına yönelik kararlarıdır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 2014/1103 E., 2014/1498 K. sayılı kararı gibi pek çok içtihatta, mağdur çocuğun rızasının hukuken geçersiz olduğu durumlarda, fiilin haksız bir davranıştan kaynaklanmadığı, dolayısıyla haksız tahrik indiriminin uygulanamayacağı kabul edilmiştir. Benzer şekilde, iyi hal indirimi konusunda da, sanığın eyleminin ağırlığı ve çocuğun üstün yararı ilkesi gözetilerek, bu tür indirimlerin sınırlı tutulması yönünde bir eğilim bulunmaktadır.
Yargıtay, bu tür davalarda mağdur çocuğun yaşadığı travmayı ve hayatının geri kalanındaki etkilerini de göz önünde bulundurarak, sanıklara en ağır cezaların verilmesini ve bu suçlarla etkin mücadeleyi hedeflemektedir. Bu kararlar, kamuoyunda "çocuk istismarının evlilikle affı" olarak bilinen tartışmaların önüne geçilmesi ve çocuk haklarının mutlak surette korunması adına önemli birer kalkan işlevi görmektedir.
Mücadele Yolları ve Önleyici Tedbirler
Çocuk yaşta evlilikler ve bununla bağlantılı cinsel istismar suçuyla mücadele, çok boyutlu ve eş güdümlü bir yaklaşım gerektirmektedir.
Hukuki Mücadele
1. Ceza Soruşturmaları ve Yargılamaları:
Çocuk yaşta "evlilik" adı altında gerçekleşen cinsel eylemlerin derhal Cumhuriyet Savcılığına bildirilerek TCK Madde 103 kapsamında soruşturma başlatılması esastır. Bu suç, kamu davasına konu olduğundan, herhangi bir şikâyete bağlı değildir ve kamuoyu veya adli makamlarca öğrenildiğinde re'sen soruşturulur. Faillerin yargılanması ve ağır hapis cezalarına çarptırılması, caydırıcılık açısından büyük önem taşır. Bu süreçte, çocuk mağdurun beyanlarının özel bir hassasiyetle alınması, ikincil mağduriyetlerin önlenmesi için Adli Görüşme Odaları (AGO) gibi yapılar kullanılmalıdır.
2. Evliliğin İptali/Yokluğunun Tespiti:
Çocuk yaşta ve yasal izinler alınmadan yapılan evliliklerin, Aile Mahkemelerinde TMK Madde 145 vd. kapsamında evliliğin iptali veya yokluğunun tespiti davalarıyla hukuken geçersiz kılınması gerekmektedir. Bu davalar, hem çocuğun hukuki statüsünü düzeltmek hem de bu tür evliliklerin bir "evlilik" olarak kabul görmesini engellemek açısından kritiktir.
3. Koruyucu ve Destekleyici Tedbirler:
• 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun: Bu Kanun, sadece kadına yönelik şiddeti değil, aynı zamanda aile içinde çocuklara yönelik şiddeti de kapsar. Çocuk mağdurların korunması amacıyla uzaklaştırma, temas yasağı, evden uzaklaştırma gibi koruyucu ve önleyici tedbir kararları alınabilir.
• 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu: Çocukların fiziksel, cinsel ve psikolojik istismardan korunması amacıyla bu kanun kapsamında korunma ihtiyacı olan çocuk olarak değerlendirilerek danışmanlık, eğitim, sağlık, bakım veya barınma tedbirleri uygulanabilir.
4. Savcılık ve Baroların Rolü:
Cumhuriyet Savcılarının, çocuk yaşta evlilik şüphesi taşıyan her durumu titizlikle araştırması ve re'sen harekete geçmesi elzemdir. Baroların bünyesinde faaliyet gösteren Çocuk Hakları Merkezleri, mağdur çocuklara ve ailelerine ücretsiz hukuki destek sağlayarak, yargı süreçlerinde çocukların haklarını savunmada önemli bir görev üstlenirler.
Sosyal ve Eğitsel Mücadele
1. Farkındalık Artırma:
Kamu spotları, eğitim seminerleri, sivil toplum kuruluşları ve medya aracılığıyla çocuk yaşta evliliklerin hukuki sonuçları, çocuk sağlığına ve gelişimine etkileri hakkında toplumsal farkındalığın artırılması gerekmektedir.
2. Eğitim Hakkının Güçlendirilmesi:
Kız çocuklarının okula devamının sağlanması ve erken yaşta evliliğin eğitime erişimi nasıl engellediği konusunda bilgilendirme, bu sorunun kök nedenlerine inmek açısından önemlidir. Eğitim, çocukları güçlendiren ve onları istismara karşı koruyan en önemli kalkanlardan biridir.
3. Sosyal Destek Mekanizmaları:
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın, yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının, risk altındaki ailelere ve çocuklara yönelik sosyal destek programları oluşturması, ekonomik ve sosyal zorluklar nedeniyle çocuk yaşta evliliklere zorlanan ailelere alternatif çözümler sunması gereklidir.
Uluslararası Hukuk Normları
Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar da bu mücadelede yol göstericidir. Özellikle Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi (ÇHS), her çocuğun yaşama, gelişme, korunma ve katılıma haklarını güvence altına almaktadır. ÇHS Madde 19, çocukların her türlü istismardan korunmasını emrederken, ÇHS Madde 3'teki çocuğun üstün yararı ilkesi, çocukla ilgili tüm karar ve eylemlerde temel referans noktasıdır. Ayrıca, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) de kadın ve kız çocuklarının haklarının korunması ve ayrımcılığın önlenmesi konusunda önemli yükümlülükler getirmektedir. Bu uluslararası metinler, ulusal hukukumuzla birlikte, çocuk yaşta evlilikler ve cinsel istismar suçuna karşı yürütülen mücadeleye hukuki zemin sağlamaktadır.
Sonuç
Çocuk yaşta evlilikler, modern ve çağdaş bir hukuk devletinde asla kabul edilemez bir olgu olup, çocukların en temel haklarını ihlal eden, telafisi güç zararlar doğuran ve sıklıkla cinsel istismar suçunu gizleyen vahim bir problemdir. Türk hukuk sistemi, özellikle Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu ile bu soruna karşı açık ve net bir duruş sergilemekte, Yargıtay içtihatlarıyla da bu duruşu pekiştirmektedir. Hukuken geçerli bir rızanın olmadığı çocuk yaşta "evlilik" adı altındaki fiiller, cinsel istismar suçu kapsamında değerlendirilerek faillerin cezalandırılması sağlanmaktadır.
Ancak, sadece hukuki yaptırımlarla bu sorunun tamamen üstesinden gelmek mümkün değildir. Mücadele, yasal düzenlemelerin etkin bir şekilde uygulanmasının yanı sıra, toplumsal farkındalığın artırılması, kız çocuklarının eğitimine yatırım yapılması, risk altındaki ailelere sosyal ve ekonomik destek sağlanması gibi çok boyutlu bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır. Kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, hukuk camiası ve toplumun her kesimi, çocukların üstün yararı ilkesini temel alarak, bu utanç verici uygulamalara karşı ortak bir mücadele sergilemek zorundadır. Zira, sağlıklı bir toplumun inşası, ancak çocukların güvende olduğu, haklarının korunduğu ve potansiyellerini özgürce gerçekleştirebildikleri bir ortamda mümkündür.